Astroloji Üzerine Bir Saçmalık

Astroloji terimi TDK sözlüğünde ‘Yıldız Falcılığı‘ olarak geçiyor. Fal ise yine aynı sözlükte; ‘Geleceği öğrenmek, şans ve kısmeti anlamak amacıyla oyun kağıdı, kahve telvesi, el ayası vb.ne bakarak anlam çıkarma.’ diye tanımlanmış. Astroloji Akademisi kurucusu Devrim Dölen‘in ifadeleri ile; Astroloji, bilimsel(!) yöntemlerle gökyüzündeki pozisyonları gözlemlemek ve bu gözlemlerin hem daha eski denk geldiği olaylara, hem de yeni olasılıkları hesaplayarak bir konuyu, durumu, olayı, geçmiş, an ya da geleceği, başka bir araç kullanmadan tahmin etmeye çalışmaktır.

Günümüzde yaygın olarak kullanılan birkaç sistemi vardır ve bunlar:
1)Batı Astrolojisi
Kendi içinde üç dala ayrılır: Klasik, modern ve neo-klasik. Klasik astroloji son yüzyıllarda keşfedilen gök cisimleri Uranüs,Neptun ve Pluton gibi gezegenleri kullanmaz, modern teknikler reddedilir. Modern astroloji ise genel olarak Psikolojik Astroloji adı ile bilinir. İnsanın kendini geliştirmesine, psikolojiye öncelik verir. Psikolojik astrologlar yeni keşfedilen ve geliştirilen hemen hemen tüm teknikleri kullanırlar.
Neo-klasik astroloji ise temel olarak klasik teknikleri kullanır. Bu astrologlar ise çalıştığına inandıkları yeni keşifleri ve teknikleri kendilerine katarlar veya uyarlarlar. Bir çok neo-klasik astroloğu Uranüs, Neptün ve Plüton’u kullanır ama bu gezegenlerin bir burcu yönettiğini düşünmezler. Örnek olarak, Kova burcunun yöneticisini Modern astrolojinin tersine binlerce yıldır olduğu gibi Satürn olarak kabul ederler.

2)Hint Astrolojisi(Vedik)

Batı astrolojisinden ayrıldığı nokta ise mevsimsel zodyak yerine yıldızıl zodyağı kullanmasıdır,bu terimler açıklanacak, ve tüm geleneği klasiktir.Uranüs, Neptün ve Plüton gibi sonradan keşfedilen gök cisimlerine Batı klasik astrolojisi gibi yer vermezler. Batı astrolojisine göre biraz daha spiritüeldir ve kendi içinde de kuzey-güney olarak ayrılır.

3)Çin Astrolojisi
Batı ve Hint Astrolojisinde olduğu gibi insanları 12 ayrı kişilik tiplerine ayırırlar. Çin astrolojisine göre dünyadaki yaşam modelinin karmaşık doğu felsefesi, mevsimsel ve havadan etkilendiği belirtilir. Bu felsefeye göre evrenin iki zıt güç arasındaki sonsuz çekişmeden oluştuğu var sayılır.

Bu şekilde temel olarak 3 gruba ayrılabilir. Peki astrologlar o karakter analizlerini, ‘Yakın bir zamanda eline bir miktar para geçecek.’ gibi tahminleri nasıl yapıyorlar?

Batı astrolojisinde 12 temel burç vardır ve bunlar;

Koç Burcu – 21 Mart – 20 Nisan
Boğa Burcu – 21 Nisan – 21 Mayıs
İkizler Burcu – 22 Mayıs – 21 Haziran
Yengeç Burcu – 22 Haziran – 22 Temmuz
Aslan Burcu – 23 Temmuz – 23 Ağustos
Başak Burcu – 24 Ağustos – 22 Eylül
Terazi Burcu – 23 Eylül – 23 Ekim
Akrep Burcu – 24 Ekim – 22 Kasım
Yay Burcu – 23 Kasım – 21 Aralık
Oğlak Burcu – 22 Aralık – 20 Ocak
Kova Burcu – 21 Ocak – 18 Şubat
Balık Burcu – 19 Şubat – 20 Mart

Gökyüzünde 2 boyutlu görünen yıldız guruplarını hayali çizgilerle birleştirerek oluşan şekillere de bu 12 ismi vermişler. Aslında Zodyak-güneşin,dolayısıyla dünyanın, gökyüzünde dolaştığı düzlem- üzerindeki bu burçlar 12 ayı temsil eder, her burç 30 dereceye ayrılmış ve üçerli gruplar şeklinde mevsimleri belirlerler. Güneş koç burcuna girdiğinde ilkbahar, Yengeç’e girdiğinde ise yaz olur gibi.

Astrologların yaptıkları karakter analizleri, gelecek ile ilgili tahminler doğulan gün-saat ve dakika bilgisi ile- oluşturulan yıldız haritasına göre yapılıyor. Yıldız haritaları 12 çember dilimlerine bölünmüş ve bu her parça bir burç, ev ve gök cisimlerinden oluşur. Doğduğunuz an bu harita oluşturulur ve artık astrologlar sizi tanımlayabilir.

İyi de nereden çıktı bu astroloji?

   Muhtemelen ilk insanlardan itibaren gökyüzündeki yıldızlar, gözle görülebilen beş gezegen, ay ve güneşin bir anlamı olmalıydı. Güneşin hareketi ile gece-gündüz, yıldızların hareketi ile mevsimlerin oluşması, güneş tutulması gibi olaylar ilk insanlar üzerinde muhtemelen bu gök cisimlerinin üstün bir gücü olduğu hissi yaratmıştı. Hem çeşitli gözlemler yaparak, yılın belli dönemlerinde gökyüzündeki şekillerin ortaya çıkması ile aynı hava durumlarının tekrarı, tarım zamanlarının gelmesi gibi durumlar gökyüzüne bakarak gelecek hakkında doğru tahminler yapmalarını sağladı. Yıldızların farklı konumları ve gezegenlerin de yıldızlara göre farklı konumlarda oluşu, mevsimlerin değişmesi gibi küresel ölçekte değişimlerle ilgili görünmesi ilk zamanlarda bir sebep-sonuç ilişkisi kurmalarına neden oldu. Madem gökyüzündeki yıldızlar tarımla, mevsimlerle ilgili öngürülerde bulunmaya imkan veriyor o zaman neden insanlar ve başka olaylar içinde vermesin? Mesela neden insanların veya toplumların kaderleri hakkında da bilgiler vermesin? İşte tam burası astrolojinin başladığı sıfır noktasıdır.

Peki astroloji doğru mu söylüyor? Söylediği şeyler ne kadar gerçekçi ve bilimsel? Yazının asıl konusu tam olarak bu.
Bildiğimiz gibi 12 burç var ve yükselenleri,doğulan anda ufuktan yükselen burç, de hesaba katarsak toplamda 144 tip insan ve karakter çıkıyor karşımıza. Ama milyarlarca insan var. Nasıl olacak bu? Şu anki mevcut dünya nüfusunun kabaca 7,5 milyar olduğunu kabul edersek; 51 milyon insanın aynı karakter analizlerine uyması gerekiyor. Yani her gün gazete köşelerinde ve internet sitelerinde gördüğünüz o şeyler size özel değil. Hatta bunun psikoloji literatüründe bir adı bile var; Forer etkisi.

“Başkalarının sizi beğenmesine, size hayran olmasına ihtiyaç duyuyorsunuz, ama aynı zamanda kendinize karşı eleştirel olmaya da eğilimlisiniz. Kişiliğinizin bazı zayıf yönleri var ama genelde bunları telafi etmeyi başarıyorsunuz. Kendi yararınıza çevirebileceğiniz halde kullanmadığınız önemli bir kapasiteye sahipsiniz. Dışarıdan disiplinli ve özgüvenli gözükürken, içten içe kaygılı ve güvensizsiniz. Bazen doğru kararı verip vermediğiniz ya da doğru şeyi yapıp yapmadığınız konusunda kafanızda ciddi şüpheler uyanıyor. Belli bir miktarda değişiklik ve farklılığı tercih ediyorsunuz; kısıtlamaların, sınırlandırmaların içinde kalmak sizi mutsuz ediyor. Bağımsız bir düşünür olmakla gurur duyuyorsunuz ve başkalarının iddialarını tatmin edici kanıt olmadan kabul etmiyorsunuz. Ama kendinizi başkalarına açarken çok açık, çok içten olmayı akıllıca bulmuyorsunuz. Bazı zamanlar dışa dönük, sokulgan ve sosyalsiniz; bazı zamanlarsa içe dönük, sakıngan bir kapalı kutu oluyorsunuz. Bazı çok gerçek dışı arzularınız var.”

1948 yilinda, psikolog olan Forer bu burç yazısını öğrencilerine dağıttı ve bunun kendilerine ne kadar uyduğunu 1 ile 5 arasında numaralandırmalarını istedi. Çıkan ortalama şaşırtıcıydı; 4,26. Yani sınıftaki çok büyük bir çoğunluk bu yazının onlara uyduğunu söylüyordu. İyi de hepsinin burcu aynı değildi ki? Ve test daha çoklarca kez tekrarlanmasına rağmen sonuç aynı çıkmış. Peki neden böyle? Çünkü bu tür ifadeler insanların benliğini okşayıcı, onlara kendilerini özel hissettirici ve çekici gelmekte. Ve fark edildiği gibi cümlelerin çoğu herkes
tarafından kabul gören şeyler. Yani çok büyük bir kısmın düşündüğü veya öyle olmasını istediği durumlar. Yuvarlak, ölçülü, genel geçer cümleler. “Ara sıra kendinizi yalnız hissedersiniz”, “Sinirlendiğiniz zamanlarda gözünüz başka bir şey görmez”, “Aslında içten uysal birisiniz ama güçlü görünmek istiyorsunuz” gibi büyük çoğunluk tarafından kabul edilecek yargılar. İşte Forer etkisi tam olarak böyle bir şey. ‘Yay burçları kandırılmaktan nefret ederler(kim etmez), akrep burcu insanı olayların altında yatan nedenlere odaklanır(biz üstünde yatanlara odaklanıyoruz), boğa burcu kadınları duygusal davranmakla beraber genelde duygu-akıl dengesini gözeterek kişiler hakkında tutum sergilerler(diğerleri boy-kiloya göre yapıyor tabi)‘ gibi örneklerle bu fenomen daha iyi anlaşılabilir. Çok kısaca; insanların başka herkes için de geçerli olabilecek kadar geniş, belirsiz ifadeleri bunun hiç farkına varmadan kendilerine özel görmeleri” diye
de kısaltabiliriz bu etkiyi. Karşınızdakine karşı kırıcı değil, kalbini kırmaktan çekinen biriyseniz, gülmeyi seviyorsanız, arkadaşlığa ve dostluğa önem veriyorsanız, yardıma ihtiyacı olanlara elinizi uzatıyorsanız, su içmeyi seviyorsanız, maddi yönden güçlü olmanız gerektiğini ve paranın sokaktan bulunmadığını biliyorsanız, sempatik bir kişiliğiniz olduğunu düşünüyorsanız
eğer tebrikler siz ve bu yazıyı okuyan diğer herkes Yengeç Burcu…

İşte bu fenomeni bir iş modeline dönüştüren de, sirk ve reklamcılıkla uğraşan P.T Barnum‘dur. ‘Her dakika bir enayi doğuyor.’ ve ‘İyi bir sirkte herkes için bir şeyler olmalıdır‘ sözleri ile meşhurdur. Sanırım iki sözün birbiri ile olan bağlantısını görebilmişizdir.

Şimdi de astrologların yaptığı bazı açmazlara değinelim.

Kişi doğduğu anda yıldız haritası çıkartılır. Ama tam doğru bir yıldız haritası çıkartmak için saat ve dakikaya ihtiyaç vardır. Herkes doğduğu dakikayı biliyor mu? Saniye ve dakikalar önemli çünkü yıldız haritasındaki gök cisimlerinin diğer alanlara,bölgelere-burçlara, kayma ihtimali var dakikalar içinde. Eğer bu yıldız haritaları gerçekten önemli ve işe yarıyorsa neden,doğduğu dakika ve saniyeyi geçtim, saati bilmeyenler için default 12.00 gibi saatler seçmesini istiyorlar? Eğer herhangi biri doğduğu zamanın saat-dakikasini bilmiyorsa doğru bir yıldız haritası yapılamaz. Tamam diyelim ki birisinin saat,dakika ve saniyesine kadar doğum anını biliyoruz, o zaman sağlıklı bir karakter analizi ve öngörülerde bulunulabilir mi? Eğer karakter analizi yapacaksak ve bunu doğulan anda rastgele bir konumda bulunan iki boyutlu görünen zodyak üzerinde ki takım yıldızlarının dünya ve güneşe göre konumlarını kullanarak yapacaksak, biraz gerçeklikten kopuk olmamız gerekir. Üstün Dökmen‘in tabiriyle; “Yıldızlar takım oluşturmaz, takım da tutmaz.” Çünkü, o geçmişte yaşayan kadim(!) astrologlar gökyüzünü iki boyutlu sanıyordu ve o görünmez çizgilerle birleştirdikleri yıldızları ise aynı uzaklıkta sanıyorlardı. (Bu arada neden o yıldız kümelerine bakan herkes aynı şeyi görmüyor?) Halbuki gerçekte o yıldızların bazıları bize çok yakınken bazıları bize çok uzaktır. Örneğin kova burcunun yıldızları olan Altair‘in dünyaya uzaklığı 16,73 ışık yılı iken, Giedi yıldızı ise 570 ışık yılı uzakta. Bir ışık yılının 9 460 730 472 580 km (9 trilyon 460 milyar 730 milyon 472 bin 580 km) olduğu düşünülürse aradaki farkın ne kadar devasa olduğu görülebilir. Hem neden o kadar uzağa gidiyoruz. En yakınımızda bulunan Proxima Centauri yıldızı sadece 4,2 ışık yılı uzaklıkta. Neden bu yıldız da diğerleri
gibi etkilemiyor mesela? Kova burcu yıldızı olan Giedi 570 ışık yılı uzaklıkta demiştik. Bu kadar uzaktaki bir yıldızın bizi etkileme olasılığı nedir? Neredeyse hiç.  Hatta şu an içerisinde bulunduğunuz oda-yapının duvarlarlarının bile size uyguladığı çekim gücü-gravitasyon, o uzaklıktaki bir yıldızın uyguladığından binlerce kat daha fazla. Yapılan hesaplamalara göre, güneş sistemindeki
bütün gezegenlerin dünyaya uyguladıkları kuvvet ayın uyguladığı kuvvetin yüzde 2’sinden bile az. Ayın bile biz küçük boyutlu canlılar üzerine yaptığı etki bir arabanın bize uyguladı etkiden çok değil. İyi de gelgitlere sebep oluyorsa bayağı etkilemesi gerekir gibi düşünebilirsiniz ama, gelgitlere sebep olan şey dünyanın üzerinde oluşan kuvvetin büyüklüğü değil, Dünya’nın farklı noktalarına biraz değişen büyüklükte uygulanmasıdır. Yani kütleçekim gradyantı oluşmasıdır. Gelgitlerin de de ancak büyük okyanuslarda olmasının sebebi de budur. Eğer öyle olmasaydı küçük göl veya su birikintilerinde de gelgitlerin oluşmasını beklerdik.
Yine astrologlar sadece yakınımızdaki ve ancak çıplak gözle görülebilen gök cisimlerine(Merkür, Venüs, Mars, Jüpiter, Satürn, Ay ve Güneş) çeşitli özellikler atfettiler. Jüpiter için, kralları simgeleyip yumuşak bir karaktere sahiptir dediler; Satürn mezar kazıcısı, bakıp büyüten, şüphe ve kötülüğü temsil eder; Mars için ise kavgaya kışkırtan, zorba bir savaşçı ve yıkımı simgelediğini düşündüler.Mars nasıl olurda kavgaya kışkırtan olabiliyor? M.Ö yaşayan Sümerliler acaba Mars’a koloni kurdular ve Mars bu koloniler arasında sürtüşmelere, kavgalara ve birbirini çekememezliklere mi sebep oldu acaba ki bu tür bir iddia ortaya atılmış?
Ya da Satürn’ün diğer gök cisimlerine mezar kazdığını falan mı gördüler, belki de kuyruklu yıldızları gömüyordur bir yerlere. Çok bariz anlaşılıyor ki eski insanlar, gök cisimlerine insani özellikler atfetmişler. Hatta bazıları daha ileri giderek onları tanrılaştırmıştır.
Çok basitçe anlaşılıyorki, eski insanlar bu gökcisimlerinin bir şekilde bizim karakterimiz ve kaderimiz üzerinde etkili olmalarını istemişler ve bunun için akıl almaz şeyler ortaya atmışlar. Evet kainatın bir parçayız ve çeşitli şekillerde etkileşim halindeyiz lakin kaderi belirlemek gibi tehlikeli bir iddia ortaya atmak binlerce yıl önceki karanlık çağlar için normal sayılabilir ama 21.yy teknoloji ve bilimi ile iç içe olan biz günümüz insanı nasıl olurda hala bunların doğruluğuna inanabilir? Carl Sagan‘in deyişiyle: “Eğer kaderimiz gökyüzündeki bu trafik ışıkları ile kontrol ediliyorsa, bir şeyleri değiştirmenin bir anlamı var mı?”

Neden sadece doğum anının bir insanın karakteri üzerinde etkili olduğunu söyleniyor? Neden hamilelik dönemi de hesaba katılmıyor? Mesela neden döllenmeden sonraki 22.günde embriyonun kalp sesinin duyulmaya başlanması önemli değildir? Ya da neden fetüsün yaklaşık 100 milyarlık beyin hücrelerinin hemen hemen tamamının oluştuğu 7.haftasının astrologlarca bir önemi yok?

Çünkü o zamanlar bunlar bilinmiyordu da ondan. İlginçtir, eskiden Neptun, Uranüs, Plüton gibi gök cisimleri bilinmiyordu ama modern astronominin gelişmesi keşfedilen bu gök cisimleri de  astrologlarca çeşitli tanımlamalara maruz kaldılar. Ne kadar da gün geçtikçe ilerleyen bir bilim(!) dalı?
Astroloji dergisi Zodyak‘ın Ocak sayısında geçen Türkiye ile ilgili öngürüye göre; “Ekonomik göstergelerde ve halkın moral motivasyonunda düşüş görülürken; Diş İşleri bakanlığı, Türk Silahlı Kuvvetleri, Basın ve Yayın Kuruluşları, Üniversiteler, Barolar Birliği, Havaalanları ile Ulaştırma Bakanlığı’nın yoğun mesai yapacağı görünüyor.” Halkın moral ve motivasyonunda moral düşüş görülmesinin sebebi ekonomik sebepler olabilir tamam, ama ekonomik göstergelerin düşüşünü zaten hali hazırda herkes görüp söyleyebiliyor? Mesela doların bu kadar yükseleceğini önceden doğru tahmin edebilen bir astrolog var mıydı? Madem yıldızlar ve gök cisimleri bize geleceği bilebilme şansı veriyor, zaman neden yakında ortaya çıkacak ve dünyayı değiştirecek yeni bir keşif/buluşu önceden görüp erkenden insanlığa kazandırmıyorlar? Ya da daha yakın zamanda Nasa‘nın bile fark etmediği ve çok yakınımızdan geçen ve büyük bir tehlike olarak görülen asteroit hakkında uyarmadılar? Dış İşleri, TSK, Havaalaanı ve Ulaştırma Bakanlığı’nın yoğun olmadığı zamanlar mı var? Yani bunları söylemek için astrolog olmaya gerek yok ki, okuma yazma bilmek yeterli bu öngürülerde bulunmak için. Kaldı ki bunlar öngürü bile değil, durum tespiti.

Astrologların Kaos Teorisi‘nden haberleri de yok galiba. Kaos teorisine gore modern meteoroloji tekniklerini kullansak bile 5-10 günden sonra sağlıklı tahminler yapamayız. Çünkü o kadar çok değişken var ki hava durumunu etkileyen, en ufak bir değişim birkaç gün sonraki hava durumlarında büyük bir değişime sebep olabiliyor. Buna Kelebek Etkisi de deniyor. Edward Lorenz‘in ortaya attığı bu fenomene göre; “Eğer bir sistemin bir süre sonra üreteceği sonucu tam doğrulukta bilmek istiyorsanız, Çin’deki bir kelebeğin bile bu olaya etkisini dikkate almanız gerekir.” Daha sonraları ise bunun imkansız olduğu ortaya çıktı ve ‘Ölçümlemede Belirsizlik‘ olarak adlandırıldı. Yani bir sistemi etkileyen tüm parametreleri %100 kesinlikte doğru olarak ölçemezsiniz. Ve bu lineer olmayan sistemlerde bir süre sonra müthiş bir farklılara, beklenen durumdan sapmaya neden oluyor.

Newton, Laplace, Poisson gibi kişiler evrenin belli bir zaman dilimindeki mevcut bilgisine sahip olabilirseniz, 50 yıl sonraki halini de bilebilirsiniz demişler. Hatta beyin hücreleri olan nöronların mevcut tüm bilgisine sahip olabilirseniz 100 yıl sonra ne düşüneceğinizi bile doğru olarak bilebilirsiniz demişler. Ama gerek Görelilik, Kuantum ve gerekse Heisenberg İlkesi gibi fenomenler bu ölçüm işinini imkansız olduğunu gösterdiler. Heisenberg’e göre, bir elektronun aynı anda hem hızı hem de konumu bilinemez. Kuantum teorisi ise atomaltı parçacıkların dünyasını aydınlatmaya çalışır. Ama bu dünya hiçte içinde yaşadığımız makro dünya gibi bir davranış sergilemez, normal mantık kuralları işlemez burada. Bir parçacık aynı anda iki yerde olabilir, kütlesi olmayan ama bir şekilde var olan parçacıklar olabilir,
ömrü yalnızca saniyenin milyarda biri olan parçacıklar olabilir, aralarındaki bağ ne kadar uzak olursa olsun bir taneciğe etki edildiğinde bunun etkide bulunulan parçacığın dolanık eşi anında buna tepki veren parçacıklar olabilir.

Eğer bir şey hakkında öngürüde bulunacaksınız, mevcut durum ve onu etkileyen tüm değişkenleri eksiksiz ve yüzde yüz kesinlikte bilmelisiniz. Peki astrologlar bunu yapıyor mu? Tabii ki hayır, hatta bunlardan haberleri olmadığı bile iddia edilebilir. Çünkü eğer bir burç hakkında tahmin yapacaksanız, yani gerçek ve tutarlı bir tahmin yapmak istiyorsanız, kişiyi analiz edip mevcut kan-şeker, moral-motivasyon, kalp atışı, havanın sıcaklığı ve önümüzdeki günlerdeki değişimi gibi, alabileceği sürpriz haber veya ziyaretleri, yolda veya
işyerindeki insanların kişiye tutumları, ailevi sorun/düzenleri vs gibi daha onlarca şeyi bilmeniz gerekiyor. Sadece gökyüzüne bakarak bir insanın gelecek hafta içinde mutlu veya mutsuz  olacağını söylemek nasıl mümkün olabilir? Bunu söylemek için evrenin mevcut tüm bilgisine sahip olmak gerektiğini fark edemiyor astrologlar. Alışveriş yapılan bakkalın, pazarcının size karşı tutumu, işyerindeki patronun moral ve motivasyon durumu, kullandığınız akıllı telefonun donup donmaması, ailenizde yaşanabilecek potansiyel bir gerginlik ortamı, trafikte dikkatsiz bir sürücü ile gireceğiniz diyalog, hükümetin ekonomi alanındaki politikası, dünyanın herhangi bir yerinde suçsuz yere ölen insanların olması gibi durumlar da sizin mutlu veya mutsuz olmanızda etkisiz değil. Şurasından eminiz ki, birinin size önümüzdeki hafta psikolojik olarak durumunuz hakkında bir şey söyleyebilmesi için siz ve sizinle bir şekilde etkileşime girebilecek tüm canlı/cansız varlıkların tüm potansiyel durum bilgisine de sahip olması gerekir. Ve böyle bir şey imkansız olduğuna göre, astrologlara inanmak için
hiç bir neden kalmıyor.

Astrologların söyledikleri şeylerin doğru olmadığını şu basit düşünce deneyiyle görebiliriz; tek yumurta ikizleri. Farklı ailelerde büyümüş ikizler hayal edelim. Normalde birkaç dakika ara ile doğmuş olan ikizlerin tüm özelliklerinin aynı olmasını bekleriz. Çünkü burçları, evleri, yükselenleri yani gezegen ve diğer gök cisimlerinin konumları tamamen aynıdır.Dolayısıyla karakterlerinin ve kaderlerinin de aynı olmasını bekleyebiliriz. Ama gelin görün ki kişilikleri,karakterleri ve kaderleri tamamen birbirlerinden farklıdır.

Ayrıca astrologlar arasında da bir birlik yoktur zaten. İki farklı gazete alıp, ikisininde astroloji köşesine baktığımızda herhangi bir ortak burç için yazılanların aynı olmadığını çok rahatlıkla görebiliriz. Demek ki ikisinden biri yalan söylüyor. Aslında ikisi de yalan söylüyor çaktırmayın.Son olarak özetle; astrolojinin her ne kadar bilim olduğunu savunanlar olsada, as lında astroloji bir “sahte bilim(pseudoscience)”dir. Tüm bilimlerin anası sayılan astronomi ile ilgili ses benzerliğinden başka bir bağı yoktur.

”Evrenin dalgalanması sonucunda oluşan pozitif enerjinin, uzak yıldızlardan yansıyıp Jüpiter’in çekim alanından geçerken kuantum bozunmaya uğrayıp Mars’tan ardışık ve sıralı bir enerji huzmesi olarak biz dünyadaki insanlar üzerinde muhteşem bir farkındalığa yol açacak olması bu dönemde tüm burçlar üzerinde beklediğimiz önemli bir gelişmedir yoldaşlar” diye yazıya girsem şimdi blog meşhur olmuştu be.

Ekleme: İlginç bir şekilde bazı ilahiyatçı arkadaşların da, burçları takip ettiğini, hatta sosyal medyada paylaştıklarına denk geldik. 
Ve koca bir gülümseme oluştu 🙂 Çünkü daha olayın farkına değiller galiba. Okudukları bölümün en temel öğretilerine ters olan bu sahte bilim ve ‘bozuk’ kader anlayışı ile mücadele edeceklerine, ilginç bir şekilde destek veriyorlar. Yani eğer buna inanıyorlarsa özgür iradeye ne diyecekler? Ki özgür irade İslamın temel taşlarından ve özgür irade olmayınca yaratılmanın da bir manası kalmıyor. Geçmiş olsun diyelim

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir